Ribat niçin 'Evet' diyor?

 

01 Şubat 2017



RİBAT Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Büyük ve Yönetim Kurulu üyeleri bir açıklama yaparak Türkiye'nin Başkanlık sistemi ile daha da güçleneceğini belirtti.



Türkiye'nin, eğitim, sağlık, yargı ve medya gibi alanlarda çok büyük değişmeler yaşadığını dile getiren Muzaffer Büyük, “Ülkemiz koalisyonlar döneminde de sürekli gerilemiştir. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek, hızlı hareket ve hızlı karar vermek için güçlü yönetimin olması gerekiyor. Bu da güçlü ve tek başına iktidarlarla yapılabilmektedir. Ülkemiz 93 yıllık tarihinde zaman zaman çok büyük sıkıntılar yaşamıştır. Darbeler olmuş, ekonomik krizlerle geriye gitmiştir. Türkiye'nin iki başlı bir yönetim olarak devam etmiştir. Geçmişte bu ülkemiz bu sıkıntılar yaşanabilirmiş 93 yılda 65 hükümet kurulmuş ve bu çok hükümet kurulması dönemlerinden zaman ve ekonomik kayıplar yaşanmıştır” dedi.



"YENİ İSTİKŞAFİ SÜRECİ İSTEMİYORUZ"



Bir ülkede yaşanan istikrarın bütün alanları etkilediğini de hatırlatan Muzaffer Büyük, “Başkanlık sistemi ile Türkiye daha da güçlenecektir. Başkanlık sisteminin gelmesiyle Türkiye, koalisyonlardan, hizmetlerin engellenmesinden kurtulacaktır. 2015 yılında yaşadığımız 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri sürecinde yaşadığımız boşluk bile ülkemize büyük kayıplar yaşattı. Tarihe istikşafi görüşmeler olarak geçen bu süreç ülkemizi kaosa sürüklemenin çabasıydı. Hamdolsun yine milletin yoğun çabasıyla bu süreçleri de atlattık ama ülke olarak artık bu süreçleri yaşamak istemiyoruz. Başkanlık sisteminde hizmetler daha hızlı gelecek, ülkemiz daha da güçlenip dünya devletleri arasında ekonomik güç olarak ilk 10’a girecektir. Ribat Eğitim Vakfı olarak biz ülkemizde başkanlık sitemine geçilmesini desteklemekteyiz" diye konuştu.



Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Büyük ve Yönetim Kurulu Üyeleri değişikliğe neden evet dediklerini şu şekilde sıraladı:



ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE NEDEN “EVET” DİYORUZ?



Eski Türkiye’yi bilenler bilir. Cumhuriyetin ilanından sonra geçen yıllara bir bakılsın. Ondört yıl öncesinden geriye gidildiğinde net olarak şunları görüyoruz:



1. Meclisin duvarında “Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir” yazısı laftan öteye geçmiyordu. Meclis, askerî vesayet altında idi. 550 milletvekili ile iktidara da gelseniz, vesayet odaklarının dedikleri yapılmadığı zaman, her on yılda bir darbe yapılıyordu. Seçimler, formaliteden öteye gitmiyor; sadece, dünyaya göstermelik olarak sandık kuruluyordu.



2. Bu vesayetçi sistem, halkın ezici çoğunluğunca seçilmiş ve halkın inançları doğrultusunda icraatlar yapan başbakanları, -Merhum Menderes’te olduğu gibi- darağaçlarına gönderiyor, ya da partilerini kapatıp hapse atıyordu.



3.Güneş otellerde milletvekili satın alınarak koalisyon pazarlıklarıyla boğuşan, aylarca hükümet kurmak için harcanan zamanlar ve beceriksiz hükümetlerin yol açtığı istikrarsız bir ortamda ekonomi dibe vuruyor, enflasyon alıp başını gidiyor, yıllık %60’ları buluyor, esnaf sattığı malın yerine yenisini koyamayacak şekilde para pul oluyordu. Devlet İMF’ye borç ödemekten belini doğrultamıyordu.



4. Vesayetçi sistemin müdahalesinden doğan ara rejimlerde, milletin inançlarına sırtını dönmüş olan kukla ve şahsiyet yoksunu kumarbaz kişiler başbakan yapılıyor, o da yurt dışına kumar oynamaya gidiyor ve yediği yumruktan şişen burnu bandajlanmış bir şekilde yurda dönüyordu. Böylece çok ciddi bir kurum olan başbakanlık makamının ve milletin onurunu beş paralık ediyordu.



5. İstikrarsız bir devlet çarkında sabah namazı vaktinde sıra kavgasıyla işe başlayan ve saatlerce doktor bekleyen, durumu iyi olmayanların hastası rehin alınan, borcunu ödeyemediği için cenazesi teslim edilmeyen hastanelerin durumu içler acısıydı.



6. Üniversiteler bilim üreteceklerine, resmî ideolojinin kurtarılmış bölgeleri olarak, inançlarından dolayı başlarını örtenlerin nasıl mağdur edilmeleri gerektiğinin sinsi planlarını kuruyor, ikna odalarında başörtülü kızları zihnen rehin almak istiyorlardı. Koca koca profesörler kapıda bekleyerek başörtülü öğrenci avcılığı yapıyordu.



7. Mahkemeler hukuku uygulamıyor, siyasi ve ideolojik kararlar veriyordu. Ya bir partinin adamlarına teslim edilmiş, ya da sinsi bir yapılanma ile paralel yargı oluşturulmuştu.



8. Tetikçi bir kısım TV programcısı “Araştırmacı gazetecilik” adıyla okullarda açılan mescitleri ve orada öğle paydosunda namaz kılan öğrencileri görüntüleyip cürmü meşhud yaparak (!) zinde güçlere “Haydin ne duruyorsunuz?” mesajları veriyordu.



İşte, askerî ve bürokratik vesayeti tarihe gömmek, darbelerin kökünü kazımak, söz ve yetkiyi azgın azınlıktan alıp asıl sahibi olan millete vermek, ülkeyi tekrar koalisyonlara teslim etmemek, güçlü iktidar ve güçlü ekonomiyi sürekli hale getirmek, mahkemelerin siyasallaşmadan hukukun üstünlüğünü esas almasına katkı vermek ve inançları doğrultusunda yaşamak ve giyinmek isteyenlere her kurumda yer verilmesinin kalıcı hale getirilmesini sağlamak için Anayasa değişikliğine EVET diyoruz.



İnancımız, “İyilikleri hâkim kılmayı, kötülükleri defetmeyi” emreder. Onun için insanlığın hayrına hangi iyi şeyler getirilir ve beraberinde hangi kötülükler yok edilirse, Ribat olarak biz onun yanında yer alırız. Dört dörtlük ideal bir değişiklik olmasa da, “Tamamı elde edilemeyen, büsbütün terk edilmez” kaidesi gereğince yetmez ama EVET diyoruz.



 




Haber 418 defa okundu.

DİĞER HABER BAŞLIKLARI